Dürüst iletişim kurabilmek de mi bir gelişmişlik göstergesidir ? Bu ara, sağlıksız bulduğum tüm insan ile ilgili konularda, medeniyet veya uygarlık seviyeleri karşılaştırmalarına giriyorum. Saklamaya gerek yok, genelde doğu-batı , Türkiye - Avrupa (bazen de filmlerden tanıdığım kadarıyla ABD) ikilileri karşılaştırmalarımın tarafları. Bütün bir toplumu değerlendirmeye kalkmak haddimi aşabilir ancak bazen o kadar çok ortak özellik önüme çıkıyor ki, ister istemez "bizim toplum böyle" diye başlatıyorum düşüncelerimi. Eskiye göre daha çok inanıyorum, toplumun ürünleri olduğumuza. Belki de bazı toplumlar benzer ürünler çıkartırken, bazıları da insanın kendisinin üretmesini sağlıyordur.
Somutlaşmanın zamanı geldi. Dürüst iletişimin varlığını gösteren "eleştiri"nin ne durumda olduğudur. Çünkü "övgü" hiçbir zaman sorun çıkartmaz, mutlu eder, daha fazlası istenir. Ama eleştiriye karşı verilen tepki, "dürüst iletişim" ile ilgili sinyal verir.
Amerika'da uzun süre çalışmış bir arkadaşım, Amerikalıların "Do not take it personal, ..." diye söze başlayıp ardından iş ile ilgili aklında ne sorun varsa sıraladığından bahsetmişti. Bizde ise, hepimizde varolan "acaba karşı tarafı incitir miyim" kaygısı var. Hem de ciddi derecede. Hatta dostluğu dönüşmüşse ilişki, dostluğa darbe vuracak gibi oluruz! Dost dediğin herzaman olumlu yönde dostunun yanında olur! "Dost acı söyler" sözü unutulmuştur. Peki sürekli övgü aktaran dost arayışımızın sebebi nedir ? Tabi ki özgüvensizlik. Hep başkasından duymak isteriz, "iyi" , "güzel", "başarılı" olduğumuzu. Kendimiz yeterli değilizdir değerlendirmeye. İşte burda hakkımdır devreye girip, son ufak fikircik olarak, "karakter olgunluğunu" belirtmek.
Doğduğundan bu yana, yetişkin insan adayı olarak görülen ile düşünceleri ancak belli aşamaları geçtikten sonra dinlenen, "dış" onaylarla yaşamını sürdürebilen olgunlaşamayan karakter farklılaşır. Onay beklediği dostundan "eleştiri" gelince afallar. Rahatsızlık duyar.
Bu tespitlerim hem kendi "eleştirilere" karşı tepkilerimden, hem de nazik ve gerekli eleştirilerime karşı aldığım tepkilerden ortaya çıktı. Övgü bağımlılığından ben de kurtulmaya çalışıyorum, ama nasıl ki kitap okuma alışkanlığı için geç kalmış gibi hissediyorsam, eleştiriye açık olma erdemi için de mükemmel olamayacağımı biliyorum.
Somutlaşmanın zamanı geldi. Dürüst iletişimin varlığını gösteren "eleştiri"nin ne durumda olduğudur. Çünkü "övgü" hiçbir zaman sorun çıkartmaz, mutlu eder, daha fazlası istenir. Ama eleştiriye karşı verilen tepki, "dürüst iletişim" ile ilgili sinyal verir.
Amerika'da uzun süre çalışmış bir arkadaşım, Amerikalıların "Do not take it personal, ..." diye söze başlayıp ardından iş ile ilgili aklında ne sorun varsa sıraladığından bahsetmişti. Bizde ise, hepimizde varolan "acaba karşı tarafı incitir miyim" kaygısı var. Hem de ciddi derecede. Hatta dostluğu dönüşmüşse ilişki, dostluğa darbe vuracak gibi oluruz! Dost dediğin herzaman olumlu yönde dostunun yanında olur! "Dost acı söyler" sözü unutulmuştur. Peki sürekli övgü aktaran dost arayışımızın sebebi nedir ? Tabi ki özgüvensizlik. Hep başkasından duymak isteriz, "iyi" , "güzel", "başarılı" olduğumuzu. Kendimiz yeterli değilizdir değerlendirmeye. İşte burda hakkımdır devreye girip, son ufak fikircik olarak, "karakter olgunluğunu" belirtmek.
Doğduğundan bu yana, yetişkin insan adayı olarak görülen ile düşünceleri ancak belli aşamaları geçtikten sonra dinlenen, "dış" onaylarla yaşamını sürdürebilen olgunlaşamayan karakter farklılaşır. Onay beklediği dostundan "eleştiri" gelince afallar. Rahatsızlık duyar.
Bu tespitlerim hem kendi "eleştirilere" karşı tepkilerimden, hem de nazik ve gerekli eleştirilerime karşı aldığım tepkilerden ortaya çıktı. Övgü bağımlılığından ben de kurtulmaya çalışıyorum, ama nasıl ki kitap okuma alışkanlığı için geç kalmış gibi hissediyorsam, eleştiriye açık olma erdemi için de mükemmel olamayacağımı biliyorum.


